Flo-Jo ve Kırılamayan Rekorları

Tek kanallı televizyon döneminde en heyecanla beklediğim organizasyonlardan biri kuşkusuz olimpiyatlardı. İlk kez bilinçli olarak takip ettiğim olimpiyat olduğu için 1988 Seul Yaz Olimpiyatları ayrı bir öneme sahip. Naim Süleymanoğlu’nun Türkiye adına yarışması ülkedeki organizasyona olan ilgiyi  daha da arttırmıştı. Her yayın başlarken ve biterken çalan o unutulmaz olimpiyat müziğini bugün bile dinlediğimde tüylerim diken diken oluyor. Buraya tıklayarak hatırlayabileceğiniz müziği John Williams’ın (Star Wars, Indiana Jones, Jaws ve daha birçok Hollywood klasiği) bestelediğini de henüz yeni öğrendim.

Geri dönüp bakınca bu olimpiyattan hafızamda en çok yer eden hiç kuşkusuz 100M Erkekler finalindeki Carl Lewis – Ben Johnson yarışı. Johnson’ın yarış sonrası Kanada bayrağı ile attığı şampiyonluk turu, skorboardda 9.79’luk dünya rekorunu gören Lewis’in gizleyemediği şaşkınlığı hala gözümün önünde. Tabii birkaç gün sonra Johnson’ın doping yaptığının açıklanmasından sonra bu yarış çok farklı bir boyuta taşınmıştı. (1988’de Amerikan Olimpik Komitesinde performans arttırıcı maddeleri kontrol etmekle görevli olan Dr. Wade Exum ise 2003 yılındaki bir itirafında, aralarında Lewis’in de olduğu 100’den fazla Amerikalı atletin 1988 olimpiyatları öncesinde doping testinden pozitif çıktığını ancak bunun Uluslararası Olimpiyat Komitesinden gizlendiğini itiraf etmişti.)

1988’den hatırda kalan diğer önemli bir atlet ise Florence Griffith Joyner. Sadece 100M ve 200M’deki rekorları ve madalyaları ile değil, uzun ve boyalı tırnakları, sıra dışı kıyafetleri ile TV’de ve gazetelerde o zamanlar en çok yer alan atletlerin başında Joyner geliyordu. Yaklaşan Londra Olimpiyatları vesilesi ile bir süre önce atletizmdeki rekorları tekrar incelerken Joyner’ı ve o günleri hatırladım. O günden beri hala yanına dahi yaklaşılamayan 100M ve 200M rekorları hakkında bir yazı derlemeye karar verdim.

16 Temmuz 1988. Indiana Üniversitesi Atletizm sahasında düzenlenen Amerika Olimpik Milli Takımı seçmelerinde üst üste inanılmaz başarılar gelir. Carl Lewis rüzgâr yardımıyla 9.78 ile o zamana dek koşulan en hızlı 100M zamanını koşar. Willie Banks yine rüzgâr yüzünden kayıtlara geçmese de, üç adım atlamada daha önce hiçbir insanın ulaşamadığı mesafeye üst üste iki kez ulaşmayı başarır. Jackie Joyner-Kersee heptatlonda 7,215 puanla dünya rekorunu yerle bir eder (ki bu rakam bu güne kadar sadece kendisi tarafından Seul Olimpiyatlarında bir kez geçilir). Ama tüm bu derecelere rağmen herkesin konuştuğu tek şey Florence Griffith Joyner’ın 100M çeyrek finallerinde yaptığı akıllara durgunluk veren derece olur.

Griffith Joyner çok iyi bir 200M sprinteri olarak tanınmasına rağmen hiçbir zaman dünyanın en iyilerinden biri olmamıştır. 1980 olimpiyat seçmelerinde Amerika takımına girememiştir. 1984 Olimpiyatlarında gümüş madalya kazanmıştır ancak bu olimpiyatı içlerinde Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya’nın da olduğu tüm Doğu Bloğu ülkelerinin boykot etmesi sebebiyle bu mesafede zamanın en iyi atletleri yarışmaya katılmayınca madalyanın değeri düşmüştür. 1988 olimpiyatlarında Joyner’ın 200M’de madalyaya ulaşabilmesi mümkün görünür fakat 100M için hiç şans verilmez. Ne de olsa kariyerinde daha önce hiç bu mesafede büyük bir yarışa katılmamıştır.

Atletizm dünyasında Flo-Jo lakabıyla tanınan Joyner’ın 1988 olimpiyat seçmelerine katılmadan önce 100M’deki en iyi zamanı 10.96’dır. Gayet iyi bir zaman olmasına rağmen 10.76’lık dünya rekorunun çok uzağındadır ve bu dereceyi tam 5 yıl önce elde etmiştir. Ancak daha seçmelerin birinci turunda rüzgâr yardımıyla 10.60’lık müthiş bir derece gerçekleştirir. Rüzgâr sebebiyle bu derece rekor olarak kayıtlara geçmez. Fakat çeyrek finalde 10.49’luk akıl almaz bir derece koşar. Evelyn Ashford’a ait olan ve dört yıl önce kırılan rekor tam 0.27 saniye ile hem de bir seçme yarışında paramparça olmuştur. Atletizm tarihinde bundan önce 100M rekoru hiçbir zaman 0.13 saniyeden fazla bir farkla kırılamamıştır.

100M Dünya Rekoru

Bu rekorda teknik bir sorunun olma ihtimali büyük tartışma yaratır. Omega firması tarafından üretilen pistin kenarındaki rüzgâr ölçer yarış anında 0.0’ı göstermektedir. Ancak aynı anda sadece 10 metre uzaktaki üç adım atlama pistinin hemen yanındaki diğer rüzgâr ölçerde 4.3m/s okunmakta ve pistteki bayraklar sert şekilde dalgalanmaktadır. Bu rakam rekorun geçerli sayılması için gerekli olan 2m/s’nin çok üzerindedir. Üstelik o gün boyunca yapılan yarışlarda da yüksek rüzgâr ölçülmüş ve birçok rekor resmiyet kazanmamıştır. Ne var ki Omega firması sözcüsü, “Gerekli testleri yaptık ancak bir sorun göremedik, bu rakamın arkasında duruyoruz” şeklinde açıklama yapar. Amerikan Atletizm Kongresinden John Chaplin ise “Derece inanılmaz ancak elinizde rüzgâr ölçen aletler varsa ve bunları üreten insanlar doğruluğuna inanıyorsa sanırım siz de inanmalısınız” der ve 10.49’luk derece dünya rekoru olarak tescil edilir.

(1997 yılından beri Atletizm İstatistikçileri Birliği’nin her sene yayınlandığı dokümanlarda bu rekorun yanında “çok güçlü rüzgâr yardımıyla olması muhtemel, ancak dünya rekoru olarak kabul edilmiş” ibaresi eklenir. Bu birliğin kıdemli üyelerinden Richard Hymans 2003 sayısında “bu hiçbir zaman tescil edilmemiş olması gereken bir dünya rekoru” ibaresini kullanır.)

Fakat Joyner’ın Amerika elemelerindeki inanılmaz dereceleri sadece bununla kalmaz. Ertesi gün yarı finali 10.70 ile kazanır ve finaldeki 10.61 ile tüm rakiplerine metrelerce fark atar. Elemeler bitmeden önce 200M Amerika rekorunu da yerle bir ederken, dünya rekorunu Seul Olimpiyatlarında kıracağının sözünü verir. 100M’deki dereceleri sorulduğunda, bunların kendisine de sürpriz olduğunu ve buraya gelirken amacının sadece 11 saniyenin altına inmek olduğunu söyler.

Hiç beklenmeyen bu dereceler birçok kişiyi şüphelendirmiştir ve bazıları bu şüphelerini açık açık söylemekten çekinmez. Bundan birkaç ay sonra kendisi olimpiyat tarihinin en büyük doping skandallarından birine imza atacak olan Ben Johnson, “Florence’ın 10.49 koşması mümkün değil. Buna inanmıyorum. 10.71 derseniz, ona inanabilirim” der.

Griffith Joyner’ın Indiana’daki derecelerini çok daha inanılmaz kılan başka sebepler vardır. Kendisi 1986 yılında atletizmi bıraktığını açıklayıp yılın büyük bölümünü bir bankada ve kuaförde çalışarak geçirmiştir. 1987’nin Nisan ayında atletizme dönmeye karar verdiğinde en az 7-8 kilo fazlası vardır. Fakat sadece dört ay sonra Roma’daki Dünya Şampiyonasında gümüş madalya kazanır ve dereceleri büyük bir hızla gelişmeye devam eder. Kilolu ve sıradan bir sprinter iken sadece 15 ay içinde dünya rekorlarını tarihe gömen bir atlet olmuştur.

Flo-Jo bu gelişimini değiştirdiği tekniğine, beslenmesine ve yoğun antrenmanlarına borçlu olduğunu iddia eder. Ben Johnson ile uzun uzun fikir alışverişi yaptığını ve antrenman programını onunkine dayandırdığını belirtir. Bir röportajında “Eğer bir erkek gibi koşmak istiyorsan, bir erkek gibi antrenman yapmalısın” der.

Koçluğunu yapan Bob Kersee, seçmelerde daha önce görmediği bir şeyi gördüğünü söyler. “Orada altıncı vitesi gördüm. Daha önce hiçbir atlette böyle bir hız ve akıcılık görmedim.” şeklinde konuşur. Fakat elemelerden sadece bir hafta sonra Flo-Jo koç olarak artık Kersee ile çalışmayacağını açıklar ve yeni koçu olarak aynı zamanda kocası da olan üç adım atlamada 1984’ün altın madalya kazanan ismi Al Joyner’I seçer.

Seul Olimpiyatları başladığında Flo-Jo fırtınası bu kez dünyayı etkisi altına alır. 100M, 200M ve 4x100M’de altın madalya kazanırken 4x400M’de gümüş kazanır. 100M’de olimpiyat rekorunu iki kez kırar ve finalde rüzgâr yardımıyla 10.54’lük inanılması güç bir derece daha elde eder. Yarış sonrasında, “Bana fırsat verildiğinde 100M’yi koşabileceğimi biliyordum” diye konuşur. Finalde o kadar rahattır ki daha bitişe 30 metre kala kazanacağını anlayıp gülümsemeye başlamıştır bile.

200M yarı finallerinde 21.71’lik dünya rekorunu 0.15 saniye ile kırar. Bundan sadece 2 saat sonra yapılan final yarışında ise rekoru tam 0.22 saniye daha geliştirerek 21.34 koşar. Atletizm dünyası üst üste gelen bu akıl almaz dereceleri kavramaya çalışmaktadır.

200M Dünya Rekoru

Seul Olimpiyat oyunları tamamlandığında Ben Johnson skandalı başta olmak üzere en çok konuşulan konulardan biri performans arttırıcı yasak maddeler olur. Flo-Jo’nun çok ani gelişen, inanılması güç dereceleri bir anda bütün dikkatleri üzerine çekmiş ve söylentiler kulaktan kulağa dolaşmaya başlamıştır. Kocası Al Joyner, “Florence Olimpiyat elemelerinde 10.49 koşunca rüzgâr dediler, burada 200 metrede 21.34 koşunca doping diyorlar” şeklinde sitemkar bir açıklama yapar.

1988 yılında Griffith Joyner 11 kez geçtiği doping testlerinden temiz çıkmıştır. “İnsanların benim hakkında ne dediklerini biliyorum. Bunlar doğru değil. Performans arttırıcı madde kullanmaya ihtiyacım yok. İsterlerse gelip her hafta bana test uygulayabilirler. Saklayacak hiçbir şeyim yok” şeklinde konuşur. Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı daha sonra yaptığı bir açıklamada, o zamanlar birçok söylenti olduğu için Joyner’a mevcut olan tüm testleri uyguladıklarını ancak bir şey bulamadıklarını ve bu yüzden de şüphe duyulmaması gerektiğini söyler.

Ancak dışardan bakan gözlemciler ve birçok atlet aynı fikirde değildir. Olimpiyat köyündeki diğer atletler, Joyner’ın her zaman çok fazla makyaj yapmasının sebebinin steroidlerin deri üzerindeki etkisini saklamak için olduğunu fısıldamaktadırlar. 800M’de 1984 Olimpiyatlarında altın, Seul’de ise gümüş madalya kazanan Breziyalı Joaquim Cruz, “1984 yılında Florence’in son derece kadınımsı bir görünümü olduğu ortadaydı. Ancak bugün baktığınızda kadından çok erkeğe benziyor. Bu kadar fazla kasa sahip olmak için normal olmayan bir şeyler yapıyor olmak gerek” şeklinde konuşur.

Yıllar sonra Cruz bir soru üzerine, o zaman söylediklerinin arkasında olduğunu belirtecek ve “ilk şüphelenen kişiler atletler olur, özellikle de çok çalışan ama derecelerini geliştirmenin ne kadar zor olduğunu bilenler. Bu atletler yarışlarda kimin temiz olup olmadığını çok iyi bilirler” şeklinde konuşacaktır.

Olimpiyatlardan birkaç ay sonra Carl Lewis, Pensilvanya Üniversitesinde öğrencilerle konuşurken (sözlerinin kayıt dışı olduğunu zannederek), “bazı çok güvenilir kaynaklardan” aldığı bilgiye göre Joyner’ın steroid kullandığını öğrendiğini söyler. Bunun medyaya yansıması ile Joyner’ın menajeri Gordon Baskin bir açıklama yapar ve Lewis’in öğrencilerin örnek aldığı bir atleti karalamaya çalıştığını söyler.

Fakat Carl Lewis’in suçlamaları bununla sınırlı kalmaz. Birkaç yıl sonra yazdığı otobiyografisinde, “Sıradan bir olimpik atletten dünyanın en inanılmaz atletlerinden biri haline dönüştü ve bu dönüşümün bu kadar hızlı olması kabul edilebilir bir şey değil. Sadece fiziksel görünüşü ve her taraftan fışkıran kasları bile birçok insanı düşünmeye sevk etti. Tabii bir de önceki yıllara göre birdenbire kalınlaşan sesi vardı.” şeklinde bir suçlamada bulunur. Joyner’a bu suçlamalar hakkındaki düşüncesi sorulduğunda, dava açabileceğini ama vaktini ve parasını harcamak istemediğini söyler.

1989 yılının Mart ayında, Seul’de doping kullanarak dünya rekoru kıran Ben Johnson’ın koçu olan Charlie Francis bir dizi sorgulamadan geçirilir ve bu sorguda Joyner’ın da steroid kullanan atletlerden biri olduğunu söyler. Flo-Jo bu suçlamaya, “Eğer ona inanırsanız herkes bir şey kullanıyor. Kendisi kirli biri, o yüzden her şeyi söyleyebilir” şeklinde cevap verir. Ancak ilerleyen günlerde eski 400M atletlerinden biri olan Darrell Robinson, Alman Stern dergisine verdiği röportajda, bir önceki yıl Joyner’a büyüme hormonu sattığını ve karşılığında 2000 dolar aldığını belirtir. Bu iddiaları da yalanlayan Flo-Jo, Robinson’ın “aklını yitirmiş, yalancı bir çılgın” olduğunu savunur.

Seul Olimpiyatlarından sonra Joyner ileriye umutla bakar. Derecelerini daha fazla geliştirmesinin mümkün olup olmadığı sorulduğunda “Yapabileceğime inanıyorum. Ne zaman olur bilmiyorum ama daha hızlı gidebileceğimi hissediyorum. Gelecek sene çıkışıma çalışmam gerek. Amacım daha patlayıcı bir çıkışa sahip olmak” şeklinde konuşur.

Fakat olimpiyatlardan sadece 4 ay sonra, henüz 29 yaşında iken şok bir açıklama ile atletizmi bıraktığını duyurur. Düzenlediği basın toplantısında, “Başka bir yolda koşmaya karar verdim ve değişik bir alanda da en iyisini yapabileceğime inanıyorum. Hayat bize birçok şey sunuyor ve olimpiyatlardan sonra önüme değişik fırsatlar çıktı. Bunları kovalamak istiyorum” şeklinde konuşur.

Bu açıklamanın, tüm atletlerin uyması gereken zorunlu ve habersiz doping testlerinin başlayacağının bildirilmesinden hemen sonra gelmesi Flo-Jo hakkındaki doping iddialarını daha da güçlendirir. Diğer iddialara göre Joyner, Seul’de doping testlerinden geçememiştir ancak Ben Johnson skandalından sonra atletizm dünyasının daha büyük bir utançla karşı karşıya kalmaması için Joyner’ın sessiz sedasız pistlerden çekilmesi karşılığında bu bilgi gizli tutulmuştur.

Flo-Jo atletizmi bıraktıktan sonra kıyafet tasarımı ile uğraşır ve birkaç tane romantik roman ile bir dizi çocuk kitabı yazar. Kurduğu kozmetik şirketinde 10 kardeşinden bazılarına iş verir, fitness videoları yayınlar ve oyunculuğa merak salar. 1990 yılında dünyaya gelen kızına, 38 yaşında hayata veda eden annesi Mary’nin ismini koyar.

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Joyner atletizme yeniden döneceğini açıklar. “Her zaman uzun mesafe koşularını sevmişimdir, bir olimpik maraton koşmak en büyük hayallerimden biriydi” der ve 1996 Atlanta Olimpiyatlarını hedef gösterir. Ancak maratonda yarışma hayali 1996 yılında bir uçak yolculuğu sırasında geçirdiği şiddetli bir sara nöbeti ile son bulur. Yapılan tetkiklerde ciddi bir bulguya rastlanmaz. Fakat Eylül 1998’de henüz 38 yaşında iken uykusunda ani bir şekilde can verir. Otopsi raporuna göre geçirdiği sara nöbeti sırasında yastığı üzerinde nefes alamadığı için boğularak hayata veda etmiştir.

Kocası Al Joyner steroid kullanıp kullanmadığının tespit edilmesi için özellikle test edilmesini ister. Fakat test yapmak için Flo-Jo’nun vücudunda yeteri derecede idrar bulunamaz ve eldeki bilgilere göre ölümün performans arttırıcı maddeler yüzünden olmadığı açıklanır. Al Joyner, “Karım son testinden de başarıyla geçti ve her zaman dediğimiz gibi hiçbir şey bulunmadı. Lütfen artık eşimin huzur içinde yatmasına izin verin” diye konuşur.

Fakat işler bu kadar basit değildir. İddialar aynı şiddetle konuşulmaya devam eder. Flo-Jo’daki gelişim tarihteki diğer örneklere bakıldığında çok büyük ve yaptığı dereceler fazlasıyla inanılmazdır. Kariyerinin geri kalanında sıradan bir olimpik atletten farksız biriyken, sadece 3 ay ve 8 yarışlık dönemi kapsayan periyotta yaptığı dereceler ile gelmiş geçmiş en büyük sprinterlerden biri olmuş, ardından büyük kuşku verici bir şekilde atletizmi bıraktığını açıklamıştır.

Bugün bile 100M Kadınlarda tarihteki en iyi 3 derece onun. 1988’deki 100M finalinden bu yana Erkekler 100M dünya rekoru tam 15 kez kırılır. Fakat kadınlarda Joyner’ın rekorunun hala yerinde durması bir yana kimse yanına dahi yaklaşamaz. Atletizm tarihinde 10.70 altında koşabilen sadece üç kadın var: Flo-Jo, tüm derecelerini doping kullanarak elde ettiğini itiraf eden Marion Jones ve en iyi derecesi olan 10.64 ile hala dünya rekorundan 0.15 saniye uzak olan şu anki dünya şampiyonu Carmelita Jeter.

200M’de de bugüne kadar Joyner’ın 21.34’lük rekorunun yanına yaklaşabilen çıkmadı. Bu rekora 0.30 saniyeden daha az yaklaşabilen tek isim yine doping kullanarak bu dereceyi elde eden Marion Jones. En iyi derecesi 21.64 olan Marlene Ottey dışında, 2004 ve 2008 Olimpiyatlarının 200M’deki altın madalyalı atleti Jamaika’lı Veronica Campbell-Brown’ın en iyi derecesi ancak 21.74. “O dereceye yaklaşmam mümkün değil” diyen Brown, Flo-Jo’nun derecelerinin rekor kitaplarında durmasının kadın atletizminin değerini düşürdüğünü söylüyor. “Erkeklerin gördüğü saygıyı görememek çok moral bozucu. Onlar rekoru kırabilecek kapasitede olarak görülüyorlar ve insanlar rekorun kırılma ihtimali olduğunu bildikleri için heyecan duyuyorlar. Benim böyle bir şansım yok.”

Dönüp bugüne gelindiğinde içinde bulunulan durumun bir cevabı veya çözümü yok. İçlerinde atletizm dünyasının önde gelen isimlerinin de olduğu birçok kişiye göre Flo-Jo’nun rekorları performans arttırıcı maddeler sayesinde yapıldığı için tarih kitaplarından silinmeli. Ancak böyle bir şeyi itiraf edebilecek tek kişi artık hayatta değil. Dolayısı ile öyle gözüküyor ki, aynı 80’lerdeki Doğu Bloğu atletlerinin rekorları gibi (ki bu başlı başına ayrı bir yazı konusu), 100M ve 200M Kadınlar dünya rekorlarına da daha uzun yıllar dokunulamayacak.

Tarihteki en hızlı 10 geçerli Kadınlar 100M derecesi

Derece          Rüzgar      Atlet                                                                               Ülke         Yer                      Tarih

 1      10.49      ±0.0    Florence Griffith-Joyner    USA  Indianapolis   16.07.1988
 2      10.61      +1.2    Florence Griffith-Joyner    USA  Indianapolis   17.07.1988
 3      10.62      +1.0    Florence Griffith-Joyner    USA  Seoul          24.09.1988
 4      10.64      +1.2    Carmelita Jeter             USA  Shanghai       20.09.2009
 5      10.65A     +1.1    Marion Jones                USA  Johannesburg   12.09.1998
 6      10.67      -0.1    Carmelita Jeter             USA  Thessaloníki   13.09.2009
 7      10.70      +1.6    Florence Griffith-Joyner    USA  Indianapolis   17.07.1988
 7      10.70      -0.1    Marion Jones                USA  Sevilla        22.08.1999
 7      10.70      +2.0    Carmelita Jeter             USA  Eugene         04.06.2011
 10     10.71      +0.1    Marion Jones                USA  Chengdu        12.05.1998
Aykut Celikbas

Yazar hakkında: Aykut Çelikbaş

En kısasından en uzununa kadar koşmak, koşunun öğrettiklerinden günlük hayatta faydalanarak bunu bir yaşam biçimi haline getirmek. Hedefler belirlemek ve bunlara ulaşmaya çalışmak ama bunu yaparken yolculuğun tadını çıkarmayı hiçbir zaman unutmamak.

7 Cevaplar

  1. Ö.Özgür PALA dedi ki:

    Aykut kardeşim , hep merak ettiğim ama elle tutulur bir bilgiye arasıra rastladığım bir konuyu o kadar güzel anlatmışssınki , yazı bitince üzüldüm 🙂 eline sağlık . Çok güzel olmuş

  2. Serkan Baybuğa dedi ki:

    Mükemmel bir yazı, emeğinize sağlık.
    Teşekkürler

  3. Aykut bey; ben 58 yaşında sizin dediğiniz gibi önceleri kilo vermek için koşu yapıyım derken Birden 7-8 ay gibi bir sürede Kendimi Yarımaraton koşan Bir atlet oldum. Bir yılı doldurduğumda Urfada,Adanada, tarsusta ,Çanakkale Bozcaadada, Kocaeli Çayırovasında 21 Km Uluslararası yarımaratonlarında koştum. kendime göre iyi dereceler yaptım. Ama asıl olan spor sevgisine ve koşu bilincine vararak Tüm arkadaşlasrıma ve çevreye örnek bir sporcu olömaya başladım.Sizin yazınızıda görünce merakla okumaya başladım. Bir çıpıda o kaleminizden ve geçmişe dönük tarih ve akademik bilgilerinize dönük akıcı üslubunuzla Bizlere “KÜLTÜRÜMÜZÜ” Artırıcı bilgilr verdiğiniz için Size minnet ve Şükranlarımı arz ediyorum.Ne kadarda iyi yorum ve bilgi dağarcığınız varmış hayran olmamak elde değil.naçizane bir amatör sporcu olarak sizi hep yazılarınızla takip edeceğimi bilmenizi istiyorum. ve şimdiden tekrar tekrar teşekkür ediyorum Elinize dilinize ve yüreğinize sağlık. Birgün biryerlerde karşılaşmak ümüdiyle hoşça kalınız.

    • Aykut Celikbas Aykut Celikbas dedi ki:

      Ramazan Bey, övgü dolu sözleriniz için teşekkürler. Hepimizin amacı bilgiyi paylaşıp, büyümekte olan koşu camiasına karınca kararınca katkıda bulunmak. Faydalı bulup beğendiyseniz ne mutlu.

  4. Yücel Kalem dedi ki:

    Aykut,
    Olimpiyat sırasında böyle bir yazını okumak gayet keyif vericiydi. Güzel yazı olmuş.
    Teşekkürler.

  5. Murat dedi ki:

    Ben uzman değilim ancak gözardı edilen sanırım şu, bu kadar kısa sürede bu tür büyüme hormonları vede buna benzer maddelerin kullanımı dahi bu derecelerin gelmesine yeterli olamaz. bahsi geçen yıllarda bu tür maddeler bu kadar gelişmiş ve ani etkili de değildi ve de atletler kırdıklerı rekorlar yada aldıkları madalyalar için milyonlarca dolar değerinde anlaşmalar yapmıyorlardı her şey daha mütevazi idi .Sonuç itibari ile hiçbir zaman kanıtlanmadığından dolayı bana göre olan biten söylentiden ibarettir.

  6. Murat dedi ki:

    Aklıma birde şu olay geldi geçenlerde izlediğim bir filme ki gerçektir gelmiş geçmiş en iyi yarış atı olan secreteriat isimli rakiplerine 30 boy fark atarak vede tarihin en iyi derecelerine sahip olan bu ata öldüğünde yapılan ayrıntılı otopside kalbinin hiç bir deformasyon göstermediği halde normalden 2.5 kat büyük olduğu ortaya çıkmış kimbilir belki merhumede böyle bir anomali taşıyordu bir otopsi yapılsa belkide ortaya çıkardı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir