Quo Vadis?*

Quo Vadis?*

Koşunun matematiğini yazdık.

Mesafeleri ölçtük, sürelere böldük. Hızlı dedik, yavaş dedik. X mesafeyi, Y sürede, n defa tekrarla dedik.

Dağlara tırmandık, metre metre saydık yükseltimizi.

Sonra, koşunun kimyasını, biyolojisini, fiziğini yazdık.

Enerjiler sentezledik. Su kattık, ter attık, aman güneş olmasın, rüzgar yandan esmesin dedik.

Fizyolojisini, ortopedisini bile yazdık koşunun.

Ayağınıza ne giyeceğinizi, yere nasıl basacağınızı söyledik.

Yazının devamı...

Bence 5k!

Bence 5k!

Amatör seviyede konuşursak, ’5000′ ülkemizde koşulan bir mesafe değil. Bunun çeşitli sebepleri var ama her şeyden önce kabul edelim ki sezon içinde yapılan tüm yarışların bir çırpıda sayılabildiği bir ülkede yaşıyoruz.

Orta mesafede koşulan bir iki yerel yarış var fakat mesafelerin 6k veya 8.4k gibi parkura bağlı sayılar olması benim gibi takıntılı sporcuları biraz üzüyor. Yanlış anlaşılmasın, bu yarışların yapılıyor olmasını bütün kalbimle destekliyorum, ama diğer taraftan koşucular sayılara önem verir, kilometreyi kaç dakikada geçtiklerine bakarlar, kalp atışlarını dinlerler, ne kadar tırmandıklarını sayarlar, vs. Hal böyle olunca geçen ay koştukları süreleriyle son yarışlarını karşılaştırmak isterler. Mesafeler standart olmayınca ne yazık ki bu mümkün olmuyor. Güzel haber ise artık 5k yarışlarını duymaya başlıyoruz.

Yazının devamı...

Bir veya Birkaç Yarıştan Öğrendiklerim

Bir veya Birkaç Yarıştan Öğrendiklerim

“Ders, derste öğrenilir.”

Küçükken sık sık duyduğum, ve her duyduğumda beni sinir eden meşhur cümle. Sanki biz neyin nerede öğrenileceğini bilmiyoruz!

Bugün, hiç utanma sıkılma emaresi göstermeden “yarışmak, yarışarak öğrenilir” diyebiliyorum. İnsanoğlu işte…

Meğerse atalarımız haklıymış.

Yazının devamı...

Duvarları Aşmak…

Duvarları Aşmak…

Koşunun %60′ı zihinsel, kalan %40′ı ise zihinseldir. Bazı kaynaklarda bu oran %80-%20 veya %50-%50 olarak gösterilse de, ana fikir genel olarak değişmez.

İster olimpik seviye orta mesafe koşucusu olun, isterse ilk 10 kilometresini tamamlamaya çalışan bir hafta sonu savaşçısı*, formül herkes için geçerlidir. Çünkü, temel olarak hepimizin amacı, iyi bir performans ortaya koyabilmektir. Bu, bütün çalışmalarımızın meyvesidir. Genetik kodlarımızın çoktan yazılmış olduğunu kabul ettikten sonra, kendi sınırlarımız içinde savaşırız…

Yazının devamı...

İyi Bir Koşu Formu İçin ‘DİK’ Düşünün

İyi Bir Koşu Formu İçin ‘DİK’ Düşünün

Greg McMillan iyi bir koşu formu için dik (tall) düşünün diyor ve bizlere iyi bir koşu formu için en basit ve en etkili ip ucunu veriyor.

Kendisinin aynı adlı makalesinden çevirdiğim/derlediğim bu yazıda koşu formuyla ilgili sevdiğim ve uygulamaya çalıştığım bir  noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, iyi bir koşu formunun standardı yok. Bunun sebebi ise her birimizin vücut yapısının ve fonksiyonlarının farklı olması. Ancak, koşarken size dışarıdan bakan insanlar sizin iyi koştuğunuz izlenimine kapılıyorsa (ki bu değerlendirmeyi yapan insanların biraz olsun koştuklarını kabul edelim) koşu formunuzun iyi olduğunu söyleyebiliriz.

Yazının devamı...

Enerji, Bilinç ve Form

Enerji, Bilinç ve Form

Yarış veya zorlu bir antrenman sırasında bedenimiz, harcadığımız eforun yüksekliğini ve enerji seviyemizdeki düşüşü dile getirmekte gecikmez. Baş öne eğilir, gözler ileri bakmak yerine adımları takip eder, omuzlar çöker, vücut senkronunu sağlayamaz ve adımlar bozulur. Bu temel bir sebep sonuç ilişkisi gibi gözükse de, dinamikler, bizim gibi hafta sonu savaşçıları için tersi yönde de çalışabilir. Nasıl mı?

Yazının devamı...

Yenilenmek…

Yenilenmek…

Bazen değişikliğe ihtiyaç duyarız. Bu çok makul bir istek. Bir çoğumuzu 30′undan veya 40′ında sonra koşmaya başlatan bu ihtiyaçtır. Koşucu olmayanlar dikkat etsin, değişmek ve yeni bir ifade şekli için aranırken kendinizi uzun bir koşunun ikinci saatinde ortalama temponuzu kontrol ederken bulabilirsiniz. Ve oraya nasıl geldiğiniz hakkında hiç bir fikriniz olmaz…

Yazının devamı...

İşin Uzmanlarından Koşu Bandı Antrenmanları

İşin Uzmanlarından Koşu Bandı Antrenmanları

Kış çetin geçiyor. Gerçek savaşçılar kendilerini buzlu yollarda, diz boyu karda, -10 derece soğukta, yağmurda ve çamurda gösterme fırsatı buldu. Ama gerçek şu ki en cesur yüreklimiz bile zaman zaman bir antrenmanını atlayıp evde oturmak veya 1k tekrarlarını buzlu yollarda yapılan bir jogla değiştirmek zorunda kaldı.

Yazının devamı...

Süper Altılı: İhtiyaç Duyup Duyabileceğiniz 6 Antrenman

Süper Altılı: İhtiyaç Duyup Duyabileceğiniz 6 Antrenman

Pete Rea’nın 2007 Eylül tarihli Running Times Magazine dergisinde yayınlanan makalesinden çeviridir.

Pete Rea binlerce olmasa bile yüzlerce antrenmanı elinin altında biriktirdikten sonra bazı antrenmanların kendini sık sık tekrarladığını fark etmiş. Bu antrenmanlar, yılın hangi zamanında uygulandığına, antrenman döngüsüne ve kişisel ihtiyaçlara bağlı olarak değişiklik gösterse de, her daim geçerliliklerini koruyan ve yararlarını ispatlayan antrenmanlar olarak kalmışlar. Kendisi, bunları ihtiyaç duyup duyabileceğiniz 6 antrenman olarak adlandırmış.

6 antrenmanı özetlerken bu antrenmanları kendisine öğreten veya aktaran kişilere de teşekkürlerini sunuyor Pete Rea. Şimdi kısaca bu antrenmanlara göz atalım.

Yazının devamı...

Kilo Vermenin Büyülü Bir Sırrı Yok, Olamaz…

Kilo Vermenin Büyülü Bir Sırrı Yok, Olamaz…

Aslında konu çok net.

Giren < Çıkan olduğunda kişi kilo vermeye başlar. Evet, kısaca, bize giren çıkan var. İyisi mi, kabul edip yola devam edin.

Yukarıdaki formülde iki değişken var. Bunların ilki Giren “vücuda her gün aldığımız enerji” (yani beslenme alışkanlığımız)  diğeri ise Çıkan “vücudun her gün harcadığı enerji” (yani günlük aktivitelerimizin tümü).

Yazının devamı...