Kouros: Gerçek Olamayacak Kadar İyi

“Dünya çapında koşucular var, elitler var, ve bir de Yiannis var.” — Trishul Cherns

Ultramaratonlar son yllarda tüm dünyada hızla gelişiyor ve evrenselleşiyor. Bunun kaçınılmaz bir sonucu da birçok tarihi parkurda ve yarışta rekorların ardı arkasına kırılması. Geldiğimiz noktada özellikle uzun mesafelerde çok eskiden kalma rekorlara rastlamak ender bir durum. Ne var ki tüm bu gelişmeler yaşanırken Yiannis Kouros’un 20-30 yıl önce kırdığı rekorlara hâlâ kimse yaklaşamıyor.

Her ne kadar yeterli olmayacağını bilsek de Kouros hakkında daha önce kısa bir yazı yazmıştık. Doğrusunu isterseniz okuduğunuz bu yazı da  yeterli olmayacak. Bana göre Kouros eğer Amerikalı, İngiliz, hatta bir Batı Avrupalı olsaydı veya internetin ve sosyal medyanın patlayacağı bir 20 yıl sonra dünyaya gelseydi hakkında şimdiden üç film çekilip beş kitap  yazılmış olur ve sporla biraz ilgilenen herkes ismini öğrenmiş olurdu. Geldiğimiz noktada Kouros ismi sadece ultramaraton koşanlar arasında tanınıyor ama gözlemlediğim kadarıyla bu bilgiler de çok kısıtlı. Evet bu adamın “100 milden 1000 mile, 24 saatten 10 güne kadar” neredeyse tüm rekorların sahibi olduğunu biliyoruz ama bunun arka planını, bu aşamaya nasıl geldiğini ve bu rekorların gerçekte ne anlama geldiği konusunda bence yeterince bilgi sahibi değiliz.  

Ben bunda birkaç faktörün etkili olduğunu düşünüyorum. Günümüzde internet ve sosyal medya sayesinde bu spordaki en üst düzey atletler hep gözümüzün önünde. Kazandıkları yarışlar, kırdıkları rekorlar anında öğreniliyor. Ama bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda bile Kouros hakkında biraz derinlemesine bilgiye ulaşmak için normalden biraz fazla çaba göstermeniz gerekiyor. Sonuçta elimizde bu yazının temelini oluşturan Forever Running adlı belgesel ve Andy Milroy tarafından yazılan yazı olmak üzere Kouros’un beyninin içine yolculuk  yapmamızı sağlayan bazı kaynaklar var ama bence birçok şey karanlıkta kalmaya devam ediyor.

İkincisi ise Kouros’un  yaptığı şeyler o kadar akıl almaz ki, birçoğu “yok artık bu kadar da olmaz ki” seviyesine ulaştığı için bence neredeyse inandırıcılığını kaybediyor. Örneğin bugün Kilian Jornet bir rekor kırdığında bunu önceki rekor ile karşılaştırıp  anlamlandırabiliyoruz. Ama bundan 20-30 yıl önce kırılan rekorlara, ultramaratonun dünyada her sene popülerliğini arttırmasına rağmen hâlâ kimsenin yaklaşamamasını belki de mantığımıza kabul ettiremiyoruz. Ya bilmediğimiz bir şey olduğunu düşünüp önemsemiyoruz ya da bunları sanki tarih öncesi çağlardan gelen fantastik hikayeler gibi görüp ciddiye almıyoruz. Oysa ki Kouros tarih öncesi çağlarda yaşamadı, tüm rekorları 15-30 yıl önce kırıldı ve hepsi dünyanın gözü önünde bilinen ve ölçülmüş parkurlarda yapıldı.

O zaman kimsenin tam olarak anlayamadığı bu adama biraz daha yakından bakalım.

Yiannis Kouros 13 Şubat 1956 tarihinde Yunanistan’da Tripoli  şehrinde marangozluk yapan bir babanın oğlu olarak doğar. Fakat doğduğundan beri hayata şanssız başlar. Çünkü babası onun kendi çocuğu olduğuna inanmadığı için Yiannis’e kardeşlerinden farklı davranır ve onu kabul etmez. Annesi ve kardeşleri de babasından pek farklı değildir. Böylece Yiannis çocukluğunun büyük bölümünü kendisini büyük disiplin altında büyüten büyükannesi ve büyükbabası ile geçirir. Okuldan sonra bu ev ortamına gitmek istemediği için zamanının çoğunu atletizm pistinde geçirmeye başlar. Ona göre bu olumsuz şartlar hayatında bir dönüm noktası olacaktır.

“Yaşadığınız kötü olaylar size boyun eğdirmemeli, tersine sizi bir  sonraki ile mücadele etmek için gerekli şartlarla donatmalıdır. İlk bakışta bunu anlamasanız da çaresizlik ve umutsuzluk, tahmin etmediğiniz gizli güçlere ulaşmak için size gerekli araçları sağlarlar. Ardından bunu beklenmedik bir sükunet ve itidal takip etmelidir. Böylece hedeflerinizi hassasiyetle kovalayabilirsiniz.”

Foto: http://www.ultrabeh.sk/

Foto: http://www.ultrabeh.sk/

Önceleri  atletizme yüksek atlama ile başladıktan sonra 3000 ve 5000 metre yarışlarında gençler kategorilerinde başarılı sonuçlar alır. Ayrıca 12 yaşından itibaren kendi şiirlerini ve şarkı sözlerini yazmaya başlar. Bazıları bunu doğduğu evin ünlü Yunan şairi Kostas Kariotakis’ın evine ve heykeline 700 metre mesafede olmasına bağlarlar.

Kouros okulu bitirdikten sonra orduya katılır ve maraton mesafesini denemeye karar verir. İlk maratonunu Atina’da 2:43’le koştuktan sonra her sene süresini geliştirerek 1982 yılında aynı parkurda 2:25 ile en iyi derecesini yapar. Daha sonraları o günleri hatırladığında “daha hızlı koşamıyordum ama maraton bittiğinde hâlâ devam etmek istiyordum” diye anlatacaktır.

Öte yandan kendisinin hayatını değiştirecek gelişmeler yaşanmaktadır. 1982 yılında İngiliz ultramaratoncu John Foden ve arkadaşları Herodot’un yazdığı gibi Pheidippides’in Atina’dan Sparta’ya 36 saat içinde koşmasının gerçekten mümkün olup olmadığını öğrenmek için bir deneme koşusu yaparlar. Deneme başarıyla sonuçlanır ve Spartathlon yarışı doğar.

Spartathlon 1983 İlanı. Foto: spartathlon.com

Spartathlon 1983 İlanı. Foto: spartathlon.com

Böylece 1983 yılındaki ilk yarış için dünyanın en iyi ultramaratoncuları davet edilir. Yarışın başlamasına kısa süre kala kayıt süresi dolmuştur fakat iki son dakika başvurusu daha olur. Organizasyon bu iki koşucuyu yarışa almak için diğer koşucuların onayını almak zorundadır. Bunlardan birisi tanınmış bir İngiliz ultramaratoncu olduğu için sorun olmaz. Diğeri ise Yiannis Kouros adındaki o zamana kadar maraton mesafesinden daha uzun resmi bir yarış koşmamış tanınmayan bir Yunanlıdır. Organizatörler yarışta bir Yunanlı daha olmasının tanıtım için iyi olacağını düşünürken, diğer koşucular da ilk defa ultra koşacak birinin kendileri için sorun olacağını düşünmedikleri için itiraz etmezler.

Kouros’un amacı 246 km’lik yarışta Yunanlılar arasında en hızlı koşucu olmaktır. Yarış sabah 7’de başlar ve 40.km’den sonra ilk sıraya geçen Kouros, 100. km’yi tahminlerden iki saat hızlı geçer. Bu tempoyla devam etmesinin mümkün olmadığı düşünülürken imkansız gerçekleşir ve yarışı 21 saat 53 dakika gibi inanılmaz bir sürede, en yakın rakibinin neredeyse 3 saat önünde tamamlayarak birinci olur.

Birincinin sabah 10 sularında geleceğini tahmin ediyorlardı. Ben sabah 5’te geldim. Kimse bana inanmadı. Hakemleri uyandırmak zorunda kaldım. Onlar da törenin yapılması için belediye başkanını uyandırdılar. Dünyanın dört bir yanından gelen bu kadar iyi koşucuların, dünya rekortmenlerinin benim bu kadar arkamda kalmalarına inanamadım.

Foto: spartathlon.com

Foto: spartathlon.com

Burada kısa bir parantez açmam gerek. Yukarıdaki birkaç paragrafı okuyunca aklınıza “belki o zaman rakipler çok güçlü olmadığı için birinci oldu” şeklinde bir düşünce gelmiş olabilir. Yarışta ikinci olan Sloven Dusan Mravlje 60’dan fazla ultramaraton kazanmış çok güçlü bir koşucu. Üstelik 24 saatlik derecesi Spartathlon’da birçok yıl rahatlıkla ilk üçe girecek bir zaman. Ayrıca ilk kez düzenlenen bir yarışta koşanların parkuru ve şartları bilmediği için daha kontrollü koşacağını da unutmamak gerek. Ama esas inanılmaz olan rakiplerden çok Kouros’un süresi. Çünkü 1983’ten bu yana bu parkuru dünya rekortmenlerinden tutun, en formda zamanında yarışı 3 kez kazanan Scott Jurek’e kadar dünyanın en iyileri koştu ama Kouros’un kendisi dışında bu süreye yaklaşabilen olmadı.

İkinci düşünce, “belki o zaman parkur daha kısaydı/kolaydı” şeklinde olabilir ama bu da doğru değil. Yarışın ilk yılındaki tek fark start noktasının şu anki Acropolis yerine Panathinaikos stadyumu olması ki, bunun da yarışı kısaltmak bir yana birkaç kilometre daha uzattığı biliniyor. Geri kalan tüm parkur birebir aynı ve bu anlamda Spartathlon 1983’ten beri hiç değişmemiş bir yarış. Üstelik Kouros bu rekoru kırarken yolların birçok bölümü şimdiki gibi asfalt değil çakıl taşıydı.

Tekrar 1983’e dönersek… Kouros yarıştan sonra sorulan sorulara cevap verirken üç ay boyunca zihinsel yönden kendini bu yarışa hazırladığını söyler ama birçok kişi işin altında başka bir şey olduğunu düşünmektedir. Hatta sansasyonel bir haber yapmak isteyen Avrupa’lı bir gazeteci Kouros’un motora bindiğinin görüldüğünü yazar (daha sonra bu haberin büyük bir yalan olduğu ortaya çıkacaktır). Yarışta üçüncü olan İngiliz Alan Fairbrother da Kouros’un bu hızda koşacak tecrübe ve kalitede olmadığını söyler. Aslında Fairbrother çok da haksız değildir, maratondan uzun yarış koşmamış ve tanınmamış birinin dünyanın en iyileriyle alay edercesine farklı bir şekilde kazanması akıl ve mantığa sığan bir durum değildir.

Sonuçta organizatörler parkurdaki herkesle konuşurlar ama Kouros’un kurallara aykırı bir şey yaptığı yönünde somut bir delil bulamazlar. Yine de Kouros birincilik madalyasını ancak yarıştan çok uzun süre sonra alabilir. Sonunda 1985 yılındaki Ultrarunning dergisindeki makalede yazdığı gibi belki de hile yapmakla suçlanması kendisi için en büyük onurlardan biri olacaktır. O kadar akıl almaz bir süre yapmıştır ki bunun tek açıklaması olarak hile yapmış olma ihtimali görülmektedir.

Foto: runningscenes.gr

Foto: runningscenes.gr

Yarışa katılan koşuculardan biri olan Avusturyalı Edgar Patterman kimin doğru söylediğini netleştirmek için 3 gün üst üste koşulacak toplamda 320 km’lik bir ultramaraton düzenler ve dünyanın en iyilerinin yanı sıra Kouros’u da davet eder. 113 km’lik ilk gün etabında Kouros 16.km’de liderliği ele geçirir ve Spartathlon’da ikinci ve dördüncü olan rakiplerinin önünde rahatça birinci bitirir. 122 km’lik ikinci gün etabında farkı daha da açar ve ikinciden bir saat hızlı gelir. Üçüncü günde de değişen bir şey olmayınca 320 km’lik yarışı 24 saatte tamamlar. Böylece onu eleştiren birçok kişiyi susturur.

Yine de Kouros’un kendini gerçek anlamda kanıtlaması için 1984’ün Temmuz ayında New York’ta yapılacak 6 gün yarışına katılması gerekecektir. Ultramaraton dünyasında henüz çok tecrübesiz olan Kouros’un amacı sadece ilk gün koşarak 24 saat dünya rekorunu kırmak ve yarışı bırakmaktır. Bundan haberi olmayan seyircilerin ve rakiplerinin şaşkın bakışları arasında ilk saatlerde 4:30 dk/km temposu ile yarışa başlar. Herkes ne zaman patlayacağını düşünürken 24 saat sonunda 262.668 km’ye (ort. 5:28 dk/km) ulaşır. Dünya rekoruna çok yaklaşmış ama kırmayı başaramamıştır. Bırakmayı düşünürken içinden bir ses 48 saat dünya rekorunu kırabileceğini söylemeye başlayınca devam etmeye karar verir. 48 saat sonunda 429.614  km’ye (ort. 6:42dk/km) ulaşır ve bu alandaki dünya rekorunu ele geçirir. Organizatörler ve rakipleri gördükleri şeye anlam vermeye çalışırken, 6 günlük yarışın ilk iki gününde bu tempoyla başlayan birisinin devam edebileceğine kimse ihtimal vermez.

Kouros ise sadece 24 saat koşup bırakmayı planladığı için tek bir ayakkabı ile yarışa gelmiştir ve kan içinde kalan parçalanmış ayakları ve tükenmiş vücudu ile devam etmesi mümkün gözükmez. Ancak daha sonra kendisini bile şaşırtacak bir kararla 6 gün sonuna kadar devam etmeye karar verir. Geri kalan günlerde sırasıyla 146, 143, 151 ve 138 km koşarak toplamda 1022 km ile 98 yıldır kırılamayan 6 gün rekoru da dahil olmak üzere aynı yarış içinde tam 16 farklı dünya rekoru kırar. Böylece artık bir ultramaraton efsanesi doğmuştur.

Daha sonra bu yarışı hatırladığında yarışın son günlerinde ve sonrasında bir daha asla yürüyemeyeceğini düşündüğünü anlatacaktır. Ne var ki, tahmin ettiğinden çok daha hızlı toparlar ve birkaç ay sonra Spartathlon’a tekrar katılır. Bu kez attığı her adım tüm yol boyunca arabalı ve motorlu hakemler tarafından takip edilir. Sonuç? Bir önceki seneki rekorunu tam 1.5 saat geliştirerek, 246 km ve +3500 metrelik parkurda  20 saat 25 dk ile (ort. 4:58dk/km) 31 yıl boyunca kimsenin yanına yaklaşamayacağı efsanevi dereceyi gerçekleştirir. Kouros bir önceki sene kendisi hakkında ortaya atılan asılsız iddiaları yalanlamak için ekstra motivasyonla koştuğunu saklamaz. Bir önceki sene hakemleri uyandırıp finişe yapayalnız gelirken, bu kez kendisi için son 30 km’de özel eskort hazırlanmış ve tüm Sparta halkı gece yarısı onu karşılamak için sokaklara dökülmüştür.

“Bu rekor için çok kez denedim. Ama benim en iyi zamanım Kouros’un en kötü zamanından 23 dakika daha yavaştı. Pheidippides’in kendisi bile ondan daha iyi koşamazdı.” – Scott Jurek

Spartathlon En İyi 10 Performans

Spartathlon En İyi 10 Performans

Yıl sonunda Avusturya’da bir kez daha 6 gün yarışına katılır ve toplamda 1023 km ile bir dünya rekoru daha kırar. 1985’te ise 48 saat dünya rekorunu geliştirmeyi kafasına koyar. Fransa’nın Montauban şehrinde yapılan ilk IAU 48 saat Dünya Şampiyonasında 23 saatte 283 km koşarak önce 24 saat dünya rekorunu 10 km geliştirir ve mola verir. 400 km’ye ulaştıktan sonra yarışın sonuna kadar yürümesine rağmen 452 km ile 48 saat dünya rekorunu bir kez daha kırar. Yıl sonunda New York’ta Sri Chimnoy 24 saat yarışına katılır ve Gloria Kasırgası’nın sebep olduğu kötü hava koşulları bile 286.463km ile yeni bir dünya rekoru daha kırmasına engel olamaz.

Artık standart yarışlar ona yetmemeye başlayınca bir sonraki yılın Nisan ayında Avusturalya’ya gider Sidney’den Melbourne’e koşulan 960 km’lik yarışı  5 günde kazanır. Bir sonraki sene kırılan ayak başparmağı sebebiyle yılın büyük bölümünü koşamadan geçirecektir ama toparlaması uzun sürmez. Eylül ayında Spartathlon’da rahat bir birincilik daha aldıktan sonra yıl sonunda mesafesi 1060 km’ye çıkartılan Sydney – Melbourne yarışını 5 gün, 14 saat ve 47 dakikada kazanır. İlk 24 saatte 272, ilk 48 saatte 452 km’ye ulaşırken yarışın tamamında sadece 6 saat uyur. Bir sonraki yıl organizatörler yarışa heyacan getirmek için Kouros dışındaki yarışmacıları ondan 12 saat önce başlatırlar ama bu avans da yeterli olmaz ve kazanan yine değişmez.

Menzilini daha da arttırmak isteyen Kouros, New York’ta düzenlenen IAU 1000 mil yarışına katılır. İlk dört gün hiç uyumadan 456 mil gittikten sonra, ilk 6 günde ise 1028.370km ile yeni bir 6 gün dünya rekoru kırar. Daha sonra yaşadığı sorunlara rağmen pes etmez ve 1000 millik mesafeyi 10 gün, 10 saat, 30 dakika ve 36 saniyede koşarak (günde ortalama 153 km) önceki rekoru 34 saat farkla kırıp bu rekoru da eline geçirir.

“Parkurun yakınında birkaç dakikada bir iniş ve kalkış yapan jet uçakları olduğu için ilk 4 gün hiç uyumadım. Vücudumun neredeyse ölü hale geldiği bir noktaya geldim. Her geçen gün ya duracağımdan korkuyordum ya da büyük bir mutlulukla koşuyordum. Vücudum ve zihnim arasında bir savaş vardı. İlk uykum sadece 10 dakika idi”.

Sonraki birkaç yıl yine Kouros’un katıldığı hemen her yarışı domine etmesi ile geçer. Fakat ülkesi Yunanistan’dan hak ettiği değeri görmediğine inandığı için 1991’de kendisine kucak açan Avusturalya’da yaşamaya başlar ve 1992’de bu ülkenin vatandaşlığını alır. Yine aynı sene Müzik ve Yunan Edebiyatı üzerine Master yapmaya karar verince koşuya bir süre ara verir.

1994 yılında koşuya geri döner ve pek alışık olmadığı 7 günlük bir etaplı yarışa katılır. Çok soğuk havada geçen yarışın ilk günlerinde lider giderken 5. gün düzensiz kalp ritmi nedeniyle tehlikeli bir durum yaşayınca hayatında ilk kez bir yarışı bırakır. Daha sonra bu yarış hatırlatıldığında, “Artık evliydim ve iki çocuğum vardı. Onlar yarış kazanmaktan daha önemlilerdi. Kemiklerimi o dağlarda bırakmak istemedim” diye konuşacaktır.

Fakat bu yarış onu daha da kamçılar. Bir sonraki yıl Fransa’daki Surgeres 48 Saat yarışına katılır ve ilk önce 285.362 km ile ile 24 saat rekorunu kırar, daha sonra da 470.781 km ile kendine ait 48 saat rekorunu bir kez daha geliştirir. Bir sonraki sene 48 saat rekorunu günümüzde de uzak ara geçerliliğini koruyan 473.495 km’ye (ort. 6:04dk/km) çıkartacaktır.

Foto: spartathlon.com

foto: spartathlon.com

Artık tek amacı 24 saat dünya rekorunu çılgınca bir rakam olarak görülen 300 km’ye taşımaktır. 1996 yılının Mart ayında Canberra’da bu amacına çok yaklaşır ama uzun süre yağan şiddetli yağmur 295.030 km’de kalmasına sebep olur. Bu rekorla tatmin olmayan Kouros sadece 6 hafta sonra Coburg’ta bir 24 saat yarışına daha katılır, 200. km’yi istediği tempoda geçtikten sonra sırt ve diz sakatlıkları yüzünden yavaşlar ve yarışı 266 km ile tamamlar.

Sakatlıklardan arınmak için birkaç ay koşuya ara verdikten sonra 1997’nin Ekim ayında 400 m’lik pistte düzenlenecek Sri Chinmoy 24 saat yarışını kendine hedef olarak koyar. Artık 41 yaşına gelmiştir ve 300 km hayali için bu yarışı son şansı olarak görmektedir. Bundan önceki yarışlarında 24 saat boyunca sabit hızla gitme stratejisi ile kendine göre yavaş başlamıştır fakat bu kez değişik bir strateji deneyecektir. Kendi deyimiyle hayatında en formda olduğu yarışa başladığında ilk 100 km’yi 7:15’de (ort. 4:21dk/km) geçer. 150 km’yi 11:05:02’de ve 100 mili 11:57:59’da (ort. 4:27dk/km) geçer. O esnada kendisine ait eski dünya rekorunun 13 dakika önündedir.

200 km’yi 15:10:27’de (ort. 4:33dk/km) geçerek bu mesafedeki dünya rekorunu da bir kez daha kırar  17. saat sonunda 222.4 km’ye ulaştıktan sonra gecenin son saatleri olan 20. saat civarında insani özellikler göstermeye başlar ve turları biraz yavaşlar. Fakat bu durum uzun sürmez ve havanın ağarmaya başlaması ile tekrar canlanıp hızlanarak 24 saat sonunda 303.506 km’lik (ort. 4:44dk/km) inanılmaz mesafeye ulaşır. Yarış bittiğinde uzun yıllar hatırlanacak o sözü söyler:

“Bir daha 24 saat yarışı koşmayacağım ve bu rekor yüzyıllar boyu kırılamayacak.”

Bugün Kouros 60 yaşına yaklaşırken kuşkusuz eski hızında değil ama koştuğu yarışlarda yaş grubu rekorları kırmakla kalmayıp birçoğunda kendisinden 25-30 yıl genç ultramaratoncularun önünde yer almaya devam ediyor.

Bence 48 saat rekoru başta olmak üzere birçok rekoru hakkında uzun uzadıya konuşulabilir ama özellikle 24 saat rekorunun biraz üzerinde durmak gerekli. Çünkü araştırıp biraz derine indikçe bunun atletizm tarihinin en inanılmaz performanslarından biri olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Öncelikle dünyada 24 saat yarışlarında 280 km’nin sadece iki kez geçildiğini söylemek gerek. Birisi 2006’da 282 km koşan Rus Denis Zhalybin, diğeri 2014’de 285 km ile Japon Yoshikazu Hara.

Kouros’un rekoru Hara’nın performasından 6.5% ve Zhalbyin’in performansından 7.5% daha iyi. Daha rahat anlaşılması için Gilroy yazısında bu dereceleri maraton sürelerine oranlamış. Sanırım şöyle bir örnekle daha iyi anlayabiliriz: 1997’de Kouros’un koştuğu 303.5 km’lik dereceyi maraton dünya rekoru olan 2:03 olarak düşünün. Aradan geçen 18 yılda Kouros’un kendisi dışında tüm dünyada sadece bir kişinin 2:11 maraton koşabildiğini, diğer bir kişinin 2:14 koşabildiğini ve geri kalan hiç kimsenin 2:15 altına bile inemediğini düşünün. Başka bir mesafede rakiplerinin bu kadar önünde olan birini gösterebilir misiniz? İşte bu rekorun gerçek anlamı bu.

2012 yılında Mike Morton 277 km koşarak Scott Jurek’in Amerika kıtası 24 saat rekorunu kırmıştı. Kendisiyle bu yarıştan sonra yapılan bir röportajda Morton’a dünya rekoru da sorulmuştu. Morton, insanların bu rekorun ne derece ulaşılmaz olduğunu anlamakta güçlük çektiğini ve bu rekorun hiçbir zaman kırılamayacağını düşündüğünü söylemişti.

Burada haklı olarak “maraton gibi daha kısa mesafelerdeki rekorlar için çok daha fazla atlet çaba gösteriyor çünkü onlarda para ve şöhret motivasyonu daha fazla, 24 saat rekorunu kırmayı deneyen sayısı az” argümanı ileri sürülebilir. Buna katılıyorum. Ancak 24 saat yarışı son derece saygı duyulan bir ultramaraton branşı ve en az 30 yıldır tahmin ettiğimizden çok daha fazla üst düzey atlet bu yarışta kendilerini denediler ve her sene çok sayıda yarışta denemeye devam ediyorlar.

Üstelik Kouros bu rekorları rakibi olmadan kırdığı için önemli bir dezavantajı olduğunu düşünüyorum. Tarihte kendi sporlarını domine eden birçok atlet saymak mümkün ama bunların hemen hepsinin ortak özelliği rakiplerinin onları daha iyi olmaya zorlaması ve mümkün olmayan şeylerin yapılabileceğine onları inandırmaları. Yıllarca 1 mil rekorunun 4 dakika altına indirilmesinin imkansız olduğu düşünülürken, Roger Banister’ın 3:59 koşması sonucu arka arkaya birçok kişinin 4 dakika altında koşması ve bugün rekorun 3:43’e gelmesi bu konudaki en klasik örnek. Spor tarihinde bu yönde birçok örnek gösterebiliriz ama bunun için bence dünya rekorlarına bakmaya gerek de yok. Kendinize yakın gördüğünüz bir arkadaşınız belli bir süreyi koştuğunda ya da bir yarışı bitirdiğinde “o yaptıysa ben de yapabilirim” düşüncesi bir şekilde size de sirayet eder. Bu da sporda olduğu kadar hayatın her alanında insanlığı devamlı gelişmeye götüren en önemli faktörlerin başında gelir.

Bu yönden bakınca Kouros için diğer örneklerdeki şeyleri söyleyemiyoruz. 24 saatten 1000 mile kadar kırdığı ve elinde tuttuğu rekorlarla sadece kendiyle yarışan, Spartathlon’u dört kez koşup 33 yılda koşulan en iyi dört zamanı hâlâ elinde bulunduran, Sydney – Melbourne yarışlarında rakiplerine 12 saat avans verip yine kazanan bir adamdan bahsediyoruz. Gerçek anlamda onu zorlayacak ve çıtayı yukarı çekebilecek rakipleri olsa daha fazlasını yapamayacağını kimse iddia edemez. Madalyonun diğer tarafından bakınca, Kouros’un imkansız olarak görülen mesafeleri ve süreleri koşarak aynı Banister gibi zihinsel bariyerleri yıkmasına ve bir insanın 24 saatte 300 km koşabileceğini ispatlamasına rağmen, ardından gelenler diğer örneklerdekilerin aksine bu süreleri ve mesafeleri koşamadılar ve koşamıyorlar. Bu da üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Foto: runningscenes.gr

Foto: runningscenes.gr

Bence bir başka konu daha var. Birçok sporda kimin en büyük olduğu tartışmalarında atletlerin sporu yaptıkları dönemler önemli rol oynar. Örneğin teniste 1968 yılında başlayan  Open Era’dan önce ve sonra oynayan tenisçiler farklı değerlendirilirler. Pele mi Maradona mı tartışmalarında Pele’nin futbolun daha zayıf olduğu dönemde/liglerde oynadığı argümanı ileri sürülür. NBA’de 70’ler öncesinde oynayanlar birçok kez hak ettikleri saygıyı görmezler. Wilt Chamberlain’in attığı 100 sayıya, Erman Kunter’in attığı 153 sayıya çoğu zaman “ama o zaman rakipler güçlü değildi, kalite düşüktü” şeklinde yaklaşılır. Dolayısı ile birçok sporda yakın tarihli sporcu avantajlıdır, eski tarihli rekorlar ve kazanılan başarılar hak ettiği değeri görmeyebilir.

Fakat Kouros’un rekorları için bunu söylemek mümkün değil. Çünkü Kouros’un birçok rekorundaki gibi zamana karşı yapılan mesafeler hangi dönemde yarıştığınızdan bağımsızdır ve bunu rakip kalitesi ile açıklayamazsınız (ki biraz incelendiğinde Kouros’un rakiplerinin koştuğu derecelerin günümüzde koşulan derecelerden çok farklı olmadığını görebilirsiniz). Üstelik 24 saat yarışlarının yapıldığı tartan pistlerin giderek daha kaliteli olduğu, ayakkabı ve malzeme teknolojisinin 20-30 yıl öncesine göre çok geliştiği, yarış içinde beslenme konusunda çok daha fazla alternatifin olduğu, sponsorluk imkânlarının arttığı, sosyal medya ile her rekorun anında tüm dünyaya ulaştığı bir dönemde koşmak Kouros için dezavantaj değil avantaj olurdu.

Tüm bu faktörler değerlendirildiğinde Kouros’un rekorları gerçek olamayacak kadar hızlı ve imkansız görünüyor. Bunları aklımıza ve mantığımıza kabul ettiremediğimiz için sanki biz de “motora binmiş olmalı” iddiasından öteye geçemiyoruz. Belki de bu yüzden yeteri kadar gündeme gelmiyor, görmezden geliniyor veya üzerine fazla kafa yorulmuyor. Gerçek olan şey Kouros’un fiziksel yeteneklerinin yanı sıra zihinsel gücünü kullanmayı en iyi öğrenmiş sporculardan biri olması. Sanırım bu adamı ve rekorlarını tam olarak anlamlandırabilmek için onları gerçek anlamda zorlayacak birisinin gelmesini beklememiz gerekecek.

Aykut Celikbas

Yazar hakkında: Aykut Çelikbaş

En kısasından en uzununa kadar koşmak, koşunun öğrettiklerinden günlük hayatta faydalanarak bunu bir yaşam biçimi haline getirmek. Hedefler belirlemek ve bunlara ulaşmaya çalışmak ama bunu yaparken yolculuğun tadını çıkarmayı hiçbir zaman unutmamak.

10 Cevaplar

  1. Nejan Özden dedi ki:

    O , bu Dünya’ya ait olamayacak kadar gerçekdışı..

  2. mustafa kiziltas dedi ki:

    Hem koşarak, hem yazarak ufkumuzun sınırlarını geliştiriyorsun. Emeğine kalemine sağlık. Sevgi ve saygılarımla.

  3. Sezgin Sarban dedi ki:

    Hemen kendimi dışarı atıp koşmaya başlıyorum sevgili Aykut. Kouros’a baktığımızda ideal bir atlet fiziğinde olmadığını görüyoruz. Bence O; her koşuya zihnen mükemmel konsantre oluyor. Senin kaleminin gücü de bizim ultralar daha çok sevmemizi sağlayacak. Kalemine sağlık, sevgiler

  4. cem ayhan dedi ki:

    Her zaman ki gibi çok keyifli bir yazı olmuş, teşekkürler, eline sağlık .
    Spartathlon gibi bir yarışta koştuğun ve bitrdiğin için ayrıca tebrikler. Pek çok koşucu hayal bile edemiyor o yarışı .

  5. Gürbüz dedi ki:

    46 Yaşındayım ve son 1 yıldır koşuyorum. Diyorum ki keşke daha önce bu spora zaman ayırabilseydim. Haftada 2-3 saat bile başlangıç için yeterli olurdu. Kendimizi kandırmışız. Şimdi koşarken dünyaya çok daha farklı bakabiliyorum. İnsanları daha farklı hissedebiliyorum. Koştukça özgürlüğümü ilan edebiliyorum.
    Paylaşımınız için Teşekkürler.
    Yazınızda belirtilen sürelere asla ulaşamam ama ulaşılması için yeni nesile destek olabiliriz.
    Saygılar

  6. Onur Esirgen dedi ki:

    Mükemmel bir yazı, büyülenerek okudum..

  7. aydın dedi ki:

    emeğinize sağlık sayenizde kendime olan inancım arttı. o muhteşem dereceler hayal ötesi olsa da kendim ile yarışmaya daha da odaklandım teşekkürler

  8. Vahiteskiar dedi ki:

    Harika bir makale. İnanılmaz bir sporcu. Mert hocam paylaşım için çok teşekkürler. Böyle efsane insanları okumak cesaret verici ve itici güç oluyor. Onlar gibi olamasakda:)

  9. erkan dedi ki:

    Koşu adina fark edilmeye dair her ne varsa biride bu olmali, şahsım adına birde bu yazıyi katmalı.

  10. Budak Timuralp dedi ki:

    Çok güzel bir yazı ve bizlere bile sınırların olmadığını ispatlıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir